Kümelenme Temelli Ekonomik Planlama ve Sektörel ve Bölgesel Kalkınma Stratejileri:
Küreselleşme Süreci ile Gelen Paradigma Değişimi
90'lardan beri ekonomik kalkınma yaklaşımı olarak benimsenip birçok ülkede resmi kalkınma politikası olarak kabul edilen kümelenme, geleneksel kalkınma analıyışından tamamen farklı bir durum arzetmektedir. Çünkü, geleneksel sektörel ve bölgesel kalkınma yaklaşımda ekonomiye yönelik kararlar ve planlamalar merkezi bir kurum tarafından yürütülmekte, gelirin yeniden dağılımı yoluyla azgelişmiş bölgelerin mali yapısının, istihdam kaynaklarının ve altyapısının desteklenmesine ve bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarının kaldırılmasına yönelik dengeli ekonomik kalkınma anlayışına dayalıdır. Ancak bu politikalar küreselleşmenin ortaya çıkardığı yeni koşullara uyum sağlamada yetersiz kalmıştır. Dengeli bir biçimde bir çok bölgeye dağıtılan büyük miktarda devlet yardımı ekonomik ivmeyi sağlamada beklenen neticeyi vermemiştir. Kaldı ki, öncelikli olarak belirlenen az sayıdaki bölgeye yönelik teşvik politikası (daha seçici bir yeniden dağıtım politikası) da zorluklarla karşılaşmış, çıkar çatışmalarına yol açmış ve bölgeleri bu tür bir rekabetle yormuştur; ancak kazananlar için bile beklenen yeterlilikte bir getiri sağlayamamıştır. Sonuçta, devlet yardımlarının uzun dönemdeki faydası sorgulanmaya başlanmıştır. Yardımların; bölgeleri pasifleştirdiği, girişimciliği baskıladığı, ekonomik yatırımı çekmiş olmasına rağmen yatırımın nitelik ve derinliğini artırmadığı yönünde eleştiriler gelmiştir. Bu sorunlar, bölgesel politikalarda farklı bir yöntem arayışına yol açmış, ve sonuçta bölgelerin rekabet gücünü arttırmaya odaklanan yeni bir paradigma geliştirilmiştir (Kumral, 2006; 2008).
Biraz daha geniş bir şekilde açıklayacak olursak, küreselleşme süreci, yaşanan teknolojik gelişmeler ve yeni üretim süreçleri, günümüzde bölgesel kalkınma politikalarını yeniden şekillendirmektedir. Özellikle, rekabetçi bölgelerin küresel ekonomide birer ana oyuncu olarak ortaya çıktığı ve ulusal kalkınma açısından belirleyici olduğu bu ortamda, bölgesel politikanın hedefi sadece belirli geri kalmış bölgelerin gelişmişlik farklarının azaltılmasıyla sınırlı kalmamakta, ülkenin kalkınmasına ve rekabet gücüne en fazla katkıyı sağlamak üzere, tüm bölgeler için farklı niteliklerde geliştirilen politikaları içermektedir. Bu çerçevede, bölgesel politika yaklaşımı bölgelerin rekabet edebilirliklerinin geliştirilmesi hedefi ile yeni bir vizyon, kapsam ve muhteva kazanmıştır (Kara, 2008). Diğer bir deyişle, özellikle 1970 ekonomik krizinin ardından üretim örgütlenmelerinde önemli değişimler yaşanmaya başlamış, 1980’lerden itibaren ise hızlanan küreselleşme süreci, mal ve hizmet üretiminde önemli değişimlere yol açmıştır. Yeni teknolojiler, yeni iş süreçleri ve bunlar sonucunda oluşan ekonomik ve sosyal sistemdeki esneklikler, yeni ve daha karmaşık üretim biçimlerini ve mekansal davranışları beraberinde getirmiştir. Öte yandan, küreselleşmenin üretim sürecinde getirdiği bu değişim ve dönüşümlere karşın, yerelliklerin yaşadığı değişim süreçleri ve kendilerini küreselde temsil etme yaklaşımları farklılaşmaktadır. Her bölgedeki üretim yapısı ve örgütlenme biçimleri ile bunlarla bağlantılı teknolojik yapılar, pazar eğilimleri ve işgücü örgütlenmeleri bu sürece farklı şekilde uyum sağlamayı gerektirmektedir. Böylesine bir süreçte, üretim örgütlenmesindeki ilişkiler sistemini ortaya koymaya çalışan kümelenme ağları, bölgelerin yeni sürece uyumunu ve bu süreçteki başarısını anlamada yeni ve önemli bir bakış açısı ortaya çıkarmaktadır (Varol, 2006).
Gelişmelere Türkiye açısından bakıldığında; ülkemiz de dünya ekonomileriyle bütünleşme çabaları kapsamında küreselleşme hareketinin içinde yer almış, Avrupa Birliği (AB)’ne tam üyelik doğrultusunda 1995’te Gümrük Birliği Anlaşması’nı imzalamış ve tam üyelik için müzakerelerine başlamıştır. Bu gelişmeler ile birlikte, teknolojide yaşanan önemli gelişimler ve yaşanan hızlı değişimler ve bunların ortaya çıkardığı ezici rekabet, uluslararası bağımlılık sürecinde Türkiye’yi de çağı yakalamak amacıyla ekonomik anlamda köklü yapısal değişim ve zihinsel dönüşümlere zorlamıştır. Bu bağlamda, gerek tarım ve sanayi, gerekse hizmet sektörlerimizin etkin ve verimli bir şekilde yurt dışı ile rekabet etmesi için yeni model ve yaklaşımların uygulanması ve benimsenmesi gerekliliği ortaya çıkmış, bir paradigma değişikliğine gidilerek bölgesel rekabet edebilirlik yaklaşımı ağırlığını hissettirmeye başlamıştır. İşte, İngilize cluster adı verilen kümelenme yaklaşımı, son dönemde uluslararası ve ulusal ölçekte kullanılan en etkin ve yaygın sektörel ve bölgesel kalkınma programlarının tasarımında kullanılmaktadır.
• Kümelenmenin Temelinde Yatan Ana Unsur Nedir? Niçin Kümelenmeye İhtiyaç Duyarız?
Kümelenme yaklaşımının temelinde sektörel rekabetçilik gücünün artırılması yatmaktadır. Uluslararası literatür gözönüne alındığında ise rekabetçiliğin iki temel unsuru olduğu müşahade edilmektedir: verimlilik ve inovasyon. Özetle, kümelenme yöntemi uluslararası rekabetçiliği elde etmek için kullanılmakta, rekabetçiliğin altında ise verimlilik ve inovasyon yatmaktadır. Yani, istisnalar hariç, ancak ve ancak verimlilik ve inovasyonu temel alan bir düşünce ile hareket eden bir oyuncu rekabetçi olabilir. Bu noktada kümelenme ise verimlilik ve inovasyonla uluslararası rekabetçiliği elde etmek için kullanmış olduğumuz bir yaklaşım ve tekniktir. Kümelenme yaklaşımı verimlilik ve inovasyon ile birlikte oyuncuların işlem maliyetlerini (transaction cost) de düşürmektedir.
Makro düzeyde değerlendirildiğinde ise, rekabetçi olan sektörler kümlenme çalışmaları ile geliştirilmekte, bununla bölgesel ve ulusal rekabetçilik sağlanmaktadır. Ancak, son yıllarda Türk sanayii sektörleri her ne kadar önemli bir gelişme kaydetmiş olsa da, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Güney Kore gibi gelişmekte olan ülkelerin performansının altında kalmıştır. Nitekim, son 25 yılda sanayi katma değeri, Türkiye’de 3 kat artarken; bu artış Güney Kore’de 6 kat, ÇHC’de ise 12 kat olmuştur.
• Rekabetçilik Kavramı
Rekabet ve rekabet avantajı kavramları günümüzde oldukça sık kullanılan ancak tanımları ve kaynakları üzerinde henüz tam bir fikir birliğinin olmadığı, değişik ortamlarda farklı anlamların yüklendiği kavramlar olarak ortaya çıkmaktadır (Alderson, 1965; Hall, 1980; Henderson, 1983; Porter, 1985; Day ve Wensley, 1988; Prahalad ve Hamel, 1990; Eren, 2002; Ülgen ve Mirze, 2004). Çok genel ve en yalın anlamı ile yaşamın mücadelesi olarak tanımlanan rekabet kavramı, iki veya daha fazla kişi ve/veya tarafın birbirlerine üstün gelme çabaları şeklinde de ifade edilebilir. Ancak, rekabet halinde bulunan tarafların mücadele ettiği amaçlar bazen çok farklılık göstermektedir. Örneğin, bir spor müsabakasında insanlar ve/veya takımlar bir şampiyonluk veya madalya için mücadele verirken, firmalar pazar paylarını artırmak ve kârlarını yükseltmek, ülkeler ulusal refah düzeyini iyileştirmek ve devamlı hale getirmek veya politik güç elde etmek için uğraş verirler. Rekabetçilik ise, en basit şekliyle, rekabet edebilme kabiliyeti olarak ifade edilebilir. Ekonomik yönden ele alındığında, rekabetçilik kavramı birçok değişkeni bünyesinde barındırmakta olup kaliteye, hıza, teknik üstünlüğe, hizmet ve ürün farklılaşmasına dayanmakta (Çınar, 2005: 3) olup, makro, mezo ve mikro olmak üzere üç farklı boyutta ortaya çıkmaktadır (Moon ve Peery, 1995; Porter, 1990; Depperu ve Cerrato, 2005). Bu kategorilerde, makro ulusal, mezo bölgesel veya sektörel, mikro firma (büyük veya KOBİ tarzı şirketler) bazında rekabeti temsil etmektedir. Ancak, makro, mezo ve mikro düzey rekabetçilik tamamen göreceli kavramlardır. Bazen makro düzeyde bir rekabetçilik, aslında mikro, ve/ veya mezo anlamında da değerlendirilebilmektedir. Şunu belirtmek gerekir ki, günümüzde artık dünya ticareti, makro, mezo veya mikro düzey oyuncuların belirli mal ve/ veya hizmetleri üretmekte sahip oldukları rekabet avantajı ile şekillenmektedir. Yani, bir ülkenin rekabet avantajı dünya ekonomik dengelerini kolaylıkla değiştirebilmektedir (Eraslan, Bulu ve Bakan, 2008).
Burada akla hemen şu soru gelmektedir; peki nasıl rekabetçi oluruz?, küreselleşme sürecinde küresel ekonomiye nasıl entegre olabiliriz ve neler yapabiliriz? Harvard Üniversitesinden Prof. Dr. Michael Porter bunun yanıtını kümelenme yaklaşımı ile vermektedir. Porter, güçlü ekonomilere sahip ülkelerin rekabetçi sektörlere sahip olduğunu ve bunu kümlenme yaklaşımı ile gerçekleştirdiğini belirtmektedir. Çünkü, kümelenme yaklaşımının son yıllarda giderek popüler hale gelmesinin en önemli sebebi, firma ve sektörlerin dolayısı ile ülkelerin rekabet gücünün artırılma konusundaki iddasıdır. Peki kümelenme nedir?
• Kümelenme Kavramı
Sektörel, bölgesel ve yerel rekabet gücünü artırıcı, aynı zamanda, kalkınma modeli de olarak görülen kümelenme, birbirlerine katma değer ekleyen üretim zinciri ile bağlı, karşılıklı bağımlı tedarikçileri de içeren (1) firmalar ve/ veya işletmeler, (2) bilgi üreten kurumlar (üniversiteler, araştırma kurumları, mühendislik şirketleri vs.), (3) destekleyici kurumlar (acenteler, danışmanlık şirketleri, bankalar, sigorta şirketleri vs.), (4) müşteriler, (5) kümelenmeyi destekleyen ilgili kamu kurumları İl Özel İdareleri, KOSGEB vs.), (6) sektörel sivil toplum kuruluşları ve (7) yerel yönetimler, (8) sektöre yönelik medya, ve (9) kontrol ve standartları düzenleyen kuruluşlar tarafından oluşturulmuş ağ ve bunların coğrafi bir alanda yoğunlaşmaları olarak tanımlanmaktadır (Porter, 1995; 1998).
Avrupa ekolünden olan ve Porter ile benzer tanımlamayı yapan Roelandt ve Hertog (1998) ise OECD için hazırladıkları çalışmada kümelenmeyi birbirine güçlüce bağımlı firmaların (özelleşmiş tedarikçiler dahil), bilgi üreten kurumların, bağlantı sağlayan kuruluşların (aracılar, danışmanlar) ve müşterilerin değer ekleyen tedarik zinciri şeklinde birbirlerine bağlandıkları ağ olarak ifade etmektedir.
Kümelenmeler, ilgili endüstriler ile rekabet etmede önemli olan diğer unsurları çevreleyen bir sınır çizmektedir. Örneğin, parça, makine, hizmet gibi özelleşmiş girdi tedarikçileri, özelleşmiş altyapı sağlayıcıları kümelenmenin üyeleridir. Kümelenmeler, daha sonra dağıtım kanallarını ve müşterileri kapsayacak şekilde genişler ve daha sonra da tamamlayıcı ürün üreticileri ile beceri, teknoloji ya da genel girdileri sağlayan endüstrilerdeki şirketlere doğru genişler. Son olarak birçok kümelenme, kamu kuruluşları ile üniversiteler, standart belirleyici kurumlar, sivil toplum kuruluşları, mesleki eğitim kurumları ve özelleşmiş eğitim ve öğretim, bilgi, araştırma ve teknik destek sağlayan ticari birlikler gibi diğer kurumları kapsarlar.
Kümelenme, gerek KOBİ gerekse büyük firmalar ve bölgeler düzeyinde rekabetçi yapılar oluşturulmasını sağlayan ve çağdaş kavramları içeren bir yaklaşım olması noktasında yerel yönetimleri, kamu otoritelerini, özel kuruluşları, araştırma kurumlarını, sivil toplum kuruluşlarını ve toplumun diğer ilgili kesimlerinde yer alan oyuncuları bir araya getirmektedir. Böylece planlamalar ve uygulamalar, merkeziyetçilikten çıkıp yerel oyuncuların katılımı ile gerçekleştirilmektedir. Bu süreçte, rekabetçi gücü yüksek sektör ve/veya sektörlerin seçilip, eksik oyuncularının tamamlanıp, aralarındaki iletişimin sağlanması amaçlanmakta, nihai hedef olarak sektörün uluslararası rekabetçilik gücünün artırılmasına ve sürekli hale getirilmesine yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Kümelenme yaklaşımı ile kurulan iletişim, alıcı-satıcı ilişkisi, ortak pazarlama, Ar-Ge, eğitim ve kullanım, dernekleşme vs. ile güçlü bir sinerji ortaya çıkaran oyuncular işlem maliyetlerini düşürmekte verimlilik ve inovasyonu tetiklemektedirler.
• Kümelenme Yaklaşımı ve Uluslararası Rekabet Avantajı İlişkisi
Yukarıda da bahsedildiği gibi kümlenme rekabetçiliği netice vermektedir. Diğer bir ifade ile, kümelenme vasıtası ile rekabetçiliğin iki temel unsuru olan verimlilik ve inovasyon tetiklenmektedir. Bu çerçevede değerlendirildiğinde verimlilik ve/ veya inovasyon çalışmaları kümelenme yaklaşımına göre tasarlanmadığı taktirde istenilen neticeler malesef alınamamakta çalışmalar akim kalmaktadır.
Uluslararası rekabetçilik ve kümlenme daha geniş bir açı ile değerlendirildiğinde birçok araştırma sorusunun gündeme geldiği görülmektedir. Örneğin, Almanya’nın, matbaa makineleri, otomotiv ve kimya sektörleri alanlarında dünyanın birçok lider üreticisine neden ev sahipliği yaptığını nasıl açıklayabiliriz? Neden küçücük İsviçre ilaç, saat, çikolata, ve ticaret sektörlerinde uluslararası liderler için merkez konumundadır? Neden ağır iş makineleri ve madencilik teçhizatları sektörlerinde lider firmalar İsveçde kurulmuşlardır? Neden Amerika, havacılık ve savunma sanayi, kişisel bilgisayar ve yazılım, finans ve sinema sektörlerinde önde giden uluslararası rakipler ortaya çıkarmıştır? Neden İtalyan şirketleri, seramik, makina teçhizat, moda-tasarım, deri işleme ve mermercilik sektörlerinde çok güçlüdür? İsmi ile müsemma olmuş Japon şirketlerini, elektrik ve elektronikte ve makina teçhizat sektörleri alanlarında üstün kılan şey nedir?
İşte dikkatle incelendiğinde, küresel rekabetin tehdidinden çok uzakta bulunan karakter ve kültürdeki ulusal farklılıklar, ulusal başarı için bir gerekliliği kanıtlamaktadır. Rekabette unsurların yeni ve değişen rolünü anlamak zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Rekabet üstünlüğü, oldukça lokalize edilmiş bir süreç içinde oluşturulabilir ve sürdürülebilir. Ulusal ekonomik yapılar, değerler, kültürler, kurumlar ve tarihler içindeki farklılıklar rekabet başarısına son derece katkıda bulunmaktadır. Yani, küreselleşen rekabet ulusları daha önemsiz yapmış gibi görünmesine rağmen bu düşünüş ulusları daha önemli bir noktaya taşımaktadır. Çünkü endüstriye ev sahipliği yapan ulus, rekabet avantajının altında yatan yetenek ve teknoloji kaynağıdır.
• Kümelenme-İhracat-Rekabetçilik İlişkisi ve KOBİ’lere Faydası
Çok genel bir tanım olarak, eğer bir mal ve/veya hizmeti ihraç edebiliyorsanız, o ürün’de rekabet edebiliyorsunuz, yani, rekabet avantajına sahipsiniz demektir. Doğal olarak rekabet avantajı elde etmek ihracatın temel dinamiğini oluşturmaktadır. Nitekim, ancak rekabet avantajını elde etmiş olan bir KOBİ ihracat yapabilir. Rekabet avantajı elde etmek için ise düşük fiyat ve yüksek kalite adı verilen iki temel koşul ön plana çıkmaktadır. İşte bu noktada kümelenmeler rekabet avantajı’nı hem bu iki temel boyut açısından hem de diğer değişkenler yönünden çok yönlü olarak etkilemektedir.
Örneğin, kümelenme içinde kurulmuş olan KOBİ’lerin üretkenliğini artırarak, gelecekte verimliliği yükseltmekte ve yeni ürünlerin oluşmasını sağlamakta, aynı zamanda, inovasyonu yönlendirerek, sektörün kendisini genişleten ve güçlendiren yeni iş alanlarının ortaya çıkmasını teşvik ederek rekabet avantajı elde etmeye katkıda bulunmaktadır. Yine, üretkenlik açısından irdelenecek olursa, bir kümelenmenin üyesi olmak, girdilere sahip olmada; bilgiye, teknolojiye ve gerekli kurumlara erişmede; ilişkili şirketleri koordine etmede ve gelişimi ölçmede ve teşvik etmede daha verimli çalışmalarını sağlamaktadır.
Üretkenliğin geliştirilmesine ek olarak, kümelenmeler işletmelerin inovasyon becerilerinde de önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin, Silikon Vadisinde bulunan bilgisayar şirketleri müşteri ihtiyaçlarını ve isteklerini diğer bölgelerde bulunan şirketlerle kıyaslanmayacak derecede hızlı bir şekilde karşılamaktadır. Kümelenme, KOBİ’lere kümelenme içinde faaliyet gösteren diğer oyuncularla, teknoloji geliştirmek, parça ve makine erişimi, hizmet ve pazar kavramları gibi konuları erken öğrenmelerine yardımcı olmaktadır. Bu tarz bir öğrenme ziyaretler ve çoğunlukla yüz yüze temas yolu ile gerçekleştirilmekte; yerel tedarikçiler ve ortaklar yenilik sürecine dahil olabilmekte, bu müşterilerin gereksinimlerini daha iyi karşılanmasını sağlamaktadır.
Kümelenmeler, kümelenmeye dahil olan KOBİ’lere, kendi esnekliklerinden feragat etmeden, büyük ölçekli ya da diğer işletmelerle ile resmi bağlantılara sahip işletmeler gibiymiş gibi fayda elde etmelerini sağlamaktadır. Yani, alınan çok büyük bir sipariş küçük bir KOBİ’yi (kümelenmede yer alan diğer KOBİ tarzı faaliyette bulunan firmalar ile işbirliğine giderek ve organize ederek), sanki büyük ölçekli bir firmaymış gibi harekete geçirmekte ve talep kısa zamanda yerine getirilmektedir. Başka bir bakış açısı ile değerlendirildiğinde; kümelenme üyeleri (KOBİ’ler) karşılıklı olarak bağımlı olup, birisinin göstereceği iyi performans diğerlerini de iyi yönde etkilemektedir. Örneğin, bir geleneksel veya alternatif turizm sektörü kümelenmesinde, ziyaretçilerin görüşleri sadece çevresel güzelliklerden etkilenmemekte, ayrıca konaklama tesisleri, ulaşım hizmetleri, rehberlik, yeme-içme yerleri, restoranlar, alış-veriş merkezleri gibi tamamlayıcı işlerin kalitesi ve verimliliklerinden de etkilenmektedir.
Kümelenmeler içinde bulunan KOBİ’ler hem nitelikli yani uzmanlaşmış ve deneyimli hemde vasıfsız işleri yapabilecek bir işgören havuzu içinde bulunurlar. Doğal olarak bu durum işletmelerin işe alımlardaki arama ve işlem maliyetlerini düşürmekte ve zamanı kısaltmaktadır.
Gelişmiş sektörel kümelenme yapılarında (örneğin, Norveç Deniz Taşımacılığı Kümelenmesi, İtalya Mermercilik Kümelenmesi, Amerika Film Kümelenmesi gibi), hem fiziksel altyapı, hem de eğitim programları gibi hükümet ya da diğer kamu kuruluşları tarafından yapılan yatırımlar, KOBİ’lerin performanslarını geliştirmektedir. Örneğin, üniversitlerin kümelenmenin işine yarayacak işgücünü sağlaması (eğitmesi), hem de işe alınan çalışanların ortak yerel programlarda eğitilmeleri (kurs, seminer, özel eğitim vs.) eğitim maliyetlerini düşürmektedir. Sadece kamunun değil, kümelenme içinde faaliyet gösteren KOBİ ve büyük işletmelerin de eğitim programları, hem şirketlerin hem de toptan sektörün daha verimli çalışmasını sağlamaktadır.
İyi gelişmiş bir kümelenme derin ve özelleşmiş bir tedarikçi tabanına da sahiptir. Bu bağlamda, kümelenme içinde faaliyet gösteren bir KOBİ, uzaktaki (kümelenme dışında faaliyet gösteren) bir tedarikçiden kaynak sağlamak yerine yerel tedarikçileri kullanarak işlem maliyetlerini düşürmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, yeni KOBİ’lerin birbirinden uzak ve yeni yerleşim yerleri yerine, mevcut ve gelişmiş kümelenmeler içinde kurulmaları beklenmektedir. Çünkü, yeni ve özelleşmiş tedarikçilerin sayısı, sektör kümelenmeleri içinde hızla artmaktadır; bu durum da ise, yoğunlaşmış bir müşteri tabanı riskleri asgari düzeye düşürmekte ve pazar fırsatlarını görmek daha da kolaylaşmaktadır.
Pazarlama faaliyetleri açısından değerlendirildiğinde ise; pazar, teknik ve rekabet bilgilerinin tamamı kümelenme içinde birikmektedir. Tabii ki, KOBİ’ler bu bilgileri kullanmak isterler (kümelenmenin KOBİ’lerin pazarlama faaliyetlerini nasıl artırdığı ve bunun neticesinde markalaşmayı sağladığı ise geniş ve ayrı bir çalışma konusudur).
Kümelenmeler, KOBİ’ler arasındaki kurumsal ve kişisel ilişkiler ve topluluk bağları güveni tesis etmekte ve bilgi akışını hızlandırmaktadır. Doğal olarak saydığımız bu önemli noktalar hem bilgiye ulaşımı hem de bilgiyi daha akıcı bir hale getirmektedir. Burada önemli olan bir husus daha var: Güven. Evet, bir mal veya hizmet üreten sektör içerisinde yer alan KOBİ veya büyük firmalar, kümelenme çalışmaları neticesinde kendi aralarındaki güveni sağlamakta ve artırmaktadır. Malesef yaptığımız çalışmalarda, KOBİ’lerimizin ve diğer büyük oyuncuların en büyük probleminin, kendi aralarında olan güvensizlik sorunu olduğu ortaya çıkmaktadır.
Sektörel kümelenmeler, birçok sebepten dolayı yeni iş biçimine kaynak olmaktadırlar. Yani, kümelenmelerde sektöre giriş problemleri diğer yerlere göre daha düşüktür. Örneğin bir KOBİ için gerekli varlıklar, beceriler, girdiler ve personel, yeni işletmeye montaj edilmeye hazır bir halde kümelenme yerleşiminde beklemektedir. Aynı zamanda, kümelenmeye alışkın olan finansal kurumlar ve yatırımcılar daha az risk almaktadır. Öte taraftan, kümelenmenin kendisi genellikle önemli bir iç pazar oluşturmakta, KOBİ’ler zaten kurulu olan ilişkilerden kolayca faydalanabilmektedirler. Tüm bu değişkeneler şirketlerin başarısız olmalarına neden olan riskleri azaltmakta ve rekabetçilik gücünü artırmaktadır.
Kümelenmeler, kamu kurumlarının hizmetlerine erişimine de büyük katkı sağlamaktadır. Örneğin, kamu tarafından yapılan ve sunulan fiziksel tüm altyapı, kalite merkezleri, araştırma enstitüleri, test laboratuvarları, ajanslar ve eğitim gibi hizmetlerler kümelenme içinde yer alan KOBİ’lerin adı geçen olanaklara kolayca ve bedava sahip olmalarına imkan sağlamaktadır. Son yıllarda, AB Lizbon Kriterileri ile benimsenen ve diğer ülkeler gibi hükümetimizin de ekonomik eylem planına giren kümelenme yaklaşımı ile artık sektörel teşvikler de kümelenme özelliğine haiz bölgelere tahsis edilmesi öngörülmektedir. Yani, rekabetçilik gücü düşük, katma değeri neredeyse olmayan, bölgeye katkısı çok az ve uzun vadede bir bölgesel kalkınmayı gerçekleştiremeyen sektörlerin ayıklanması amaçlanmakta; buna mukabil, katma değeri yüksek, istihdamı artırıcı, geliri yükseltici ve bölgesel ve ulusal kalkınmayı sağlayıcı sektörlerin rekabetçi güçlerinin artırılması hedeflenmekte ve teşvik sistemi buna göre dizayn edilmektedir.
• Kümelenme Modelinin Gelişimi
Günümüzde kümelenmeler ülkelerinin rekabet gücünün artırılması konusunda ana gündem maddelerinden birisi haline gelmiştir. Bu çerçevede, dünyanın dört bir yanında kümelenmelerin oluşturulması, analizlerinin yapılması ve geliştirilmeleri konusunda bir çok proje yürütülmektedir. Kümelenmeler konusunda Türkiye’de de son yıllarda ilgili projelerin uygulanmaya konulduğu görünmektedir. Lizbon Kriterleri ile birlikte son dönemde hükümetimizin eylem planına da giren kümelenme yaklaşımı, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Hazine Müsteşarlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Enerji Bakanlığı ve Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) ve bunlara bağlı ilgili politikalar da kümelenme yaklaşımına göre tasarlamaya başlamıştır. Bu politikaların neticesi olarak; özellikle, Türk ekonomisinin rekabet gücünün artırılması için faaliyet gösteren Ulusal Rekabet Araştırmaları Kurumu Derneği (URAK), ilk pilot çalışmasını yaklaşık 10 yıl önce Sultanahmet bölgesinde turizm sektörüne yönelik olarak gerçekleştirmiş daha sonra, KOSGEB ve DPT işbirliği ile Bartın İli’nde kümelenme çalışmalarını başlatmıştır.
Öte yandan, Avrupa Birliği (AB) ve GAP-Gidem gibi uluslararası ve ulusal kamu kuruluşları da çeşitli kümelenme analiz ve geliştirme çalışmalarını sürdürmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)- İstanbul Metropolitan Planlama Merkezi (İMP) ve Elazığ İl Özel İdaresi gibi yerel yönetimler; Tekirdağ, Elazığ, Bolu, Çorlu, Çerkezköy ve Malkara Ticaret ve Sanayi Odası gibi sivil toplum kuruluşları da ülkemizin farklı bölgelerinde kümelenme çalışmalarını yürütmektedirler. Öte yandan, Hazine Müsteşarlığı makro düzeyde kümelenme politikalarını belirlemek üzere ulusal bir çalışmayı bitirmek üzerdir. Yakın dönemde faaliyete geçen Bölgesel Kalkınma Ajansları da çalışmalarını kümeleneme yaklaşımına göre tasarlamaktadırlar. Kümelenme konusunda yoğun bir şekilde çalışmalar sürdüren VEZİR Araştırma ve Danışmanlık Ltd., ülke genelinde bir çok Uluslararası Rekabetçilik Analizi, Kümelenme Analiz ve Kümelenme Geliştirme projelerinin danışmanlığını yapmış, halen ülkemizin birçok bölgesinde Belediyeler, İl Özel İdareleri ve Ticaret ve Sanayi Odaları ile birlikte çalışmalarına devam etmektedir.
• Sektörel Kümelenme Analizi
Kümelenme yaklaşımının önemli bir kısmı da sektörel kümelenmelerin analiz edilmesidir. Bu analizin amacı kümelenmenin içinde bulunduğu durumu oraya koymaktır. Bu analiz, kümelenmenin geliştirilmesi konusunda yapılacak çalışmalara ışık tutacağından doğruluğu ve ele aldığı detay açısından oldukça önemlidir.
• Sektörel Kümelenme Geliştirme
Kümelenme analizi yapıldıktan sonraki aşama; artık sektörlerin kümelenme yaklaşımı ve teknikleri ile geliştirilmesi yani uluslararası rekabetçilik güçlerinin artırılması, diğer bir deyişle üretilen mal ve/ veya hizmet sektörü ürünlerinin ihraç edilebilir konuma yükseltilmesi ve bunun sürdürülebilir hale getirilmesini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, kümelenme analizi neticesinde ortaya çıkan uygulama projeleri (finansal projeler, teşvik projeleri, altyapı projeleri yasal prosedürler vs.), oluşturulan konsey ve komisyonlarca hayata geçirilmektedir. Özellikle üniversitelerimiz bu aşamada yoğun katkıda bulunmaktadır.
• Sonuç ve Öneriler
İngilizce cluster olarak anılan ve Türkçe kümelenme adını almış (Oxford Research, 2008) olan yeni ekonomik kalkınma anlayışı, günümüzde bir çok kararvericinin ve araştırmacının uğraş verdiği bir alana dönüşmüştür. Nitekim, son 15 yılda popüler hale gelen kümelenme yaklaşımı, devletlerin kalkınma girişimlerinde temel yöntemlerden birisi haline gelmiştir. Yatırımcılar için de, yatırıma ve yatırım yerine karar verirken önemli bir mihenk noktası haline gelmiştir. Çünkü, artık rekabet kümelenmelerin birbirleri arasında yapıldığından dolayı, küresel rekabette artık firmalar rakip firmaları analiz ederken onların içinde yer aldıkları kümelenme ile birlikte bu analizi gerçekleştirmek zorundadır.
Bu bağlamda, bölgesel gelişme politikaları, mekansal özellikler göz önünde tutularak hazırlanmış entegre kalkınma stratejilerine dayalı olması; yenilik ortaya çıkarma kapasitesi belirlenerek, girişimcilik artırılarak ve insan sermayesi ve sosyal sermaye geliştirilerek, bölgelerin rekabet gücünün geliştirilmesi öngörülmektedir. Bölgesel politikalar sadece geri kalmış bölgelere yönelik olmamalıdır. Bu bölgeler kadar gelişmiş bölgeler de politika hedefleri içinde yer almalı ve bu bölgelerin rekabet avantajı korunmaya ve artırılmaya çalışılmalıdır. Doğrudan yardımlar bölgede uzun süreli kalkınma etkilerini ortaya çıkarmayabilir hatta bu etkilerin gelişmesini engelleyebilmektedir. Bu nedenle bu tip yardımlar bölgenin kaynaklarını harekete geçirerek sürdürülebilir bir gelişme sürecini tetikleyecek, ve rekabet gücünü artıracak politikalarla uyumlu olmalıdır. Bu doğrultuda kamu yatırımlarının spesifik hedefleri arasında; geleneksel altyapı yatırımları (havaalanı, otoban vs.), bilim ve teknoloji parkları, araştırma enstitüleri, teknoloji merkezleri tarafından sağlanan hizmetlerin geliştirilmesi yer almalıdır. İzlenen politikaların tasarımı, uygulanması, denetimi aşamalarına o bölgede yaşayanların katılımı ve şeffaflık/sorumluluk ilkeleriyle bütünleştiren yönetişim anlayışı sağlanmalıdır (Kumral, 2006; 2008).
Sonuç olarak rekabetin her geçen gün biraz daha arttığı küreselleşen dünya ekonomik arenasında Türk kamu ve özel sektörünün kümelenme perspektifi ile yapılan analizler ve kurulan oyunların dışında kalmaması gerekmektedir. Bu bağlamda, kamu ve yerel kararvericilerin artık kalkınma yaklaşımlarında eski katılaşmış ve istenilen neticeyi vermeyen sistemi bırakarak kümelenme temelli kalkınma yaklaşımına geçmesi, öncelikle il düzeyinde kapsamlı sektörel rekabetçilik analizinin yapılması (buradaki analizden SWOT tekniği anlaşılmamalıdır), elde mevcut olan sektörlerin öncelikle diğer iller ile karşılaştırılmasının sağlanması (ki artık rekabetçilik komşu iller ile başlamaktadır), dünya devletleri ile kıyaslanması, daha sonra belirlenen rekabetçi sektörlerin (tarım, sanayi ve hizmet sektörleri) kapsamlı kümelenme analizi (cluster analysis) ve haritalamalarının (cluster mapping) yapılması, bu analiz neticeleri sonucuna göre de karar verilen sektörlerin kümelenme geliştirme (cluster development) çalışmalarına başlanması gerekmektedir.
Dr. İ. Hakkı Eraslan
|